Cumhur Ay_Kısa Oyun_Sadık'ın Sırrı
|
Adı |
Sadık’ın Sırrı |
|
Türü |
Tek Perdelik Tiyatro
Oyunu (Skeç) |
|
Yazan |
Cumhur Ay |
|
Web |
|
|
Mail |
Cenaze evi. Ortada üçlü
koltuk, koltuğun etrafında sandalyeler, önünde bir sehpa vardır. Saadet başını
tülbentle sıkmış, koltuğun ortasında oturur. Solunda Cevriye ve sağında Hilmiye
oturur. Nurten ve Hans sağda, Fikriye de onların sağında oturur. Ayten, Gülten
ve Orhan mutfaktadır. Koltuğun arkasında Sadık’ın duvara asılı bir resmi
vardır.
Saadet: Gittiii gittiii
yiğidim gitti aslanım gitti. Evimin direği gitti.
Cevriye: Çok iyi insandı Sadık
abi. Allah rahmet eylesin.
Saadet: Oyyy oyyy Kimlere ne
diyim, nerelere gideyim ben şimdi.
Hilmiye: Eli de çok açıktı
rahmetlinin. Yattığı yer nur olsun inşallah.
Saadet: Vayyy vayyy ocağım
söndü ocağım. Ben şimdi onsuz naaparım?
Fikriye: Pek de yakışıklıydı,
dalyan gibiydi maşallah. (Herkes Fikriye’ye bakar. Toparlar) Sağlığı sıhhati
yerindeydi yani.
Saadet: Aslan gibiydi o aslan.
Nurten: Çok da abartmasak
anne. Sağlığında kedi köpek gibiydiniz. Adam gidince kıymete bindi.
Saadet: Sus be. Sen nereden
bilecen bizim sevgimizi?
Nurten: Sevgi mi? Ne sevgisi
be? Kaç kere Almanyaları arayıp, demediğini bırakmadın adam için.
Hans: Ya. Nurten doğru
söylemek mutter, sen hep şikâyet, hep şikâyet.
Cevriye: Ne zaman kasaba gitsem
hâl hatır sorardı hep.
Hilmiye: Kıymayı hep yağsız
yerinden verirdi.
Fikriye: Etleri de pek güzel
keserdi. (Herkes Fikriye’ye bakar.) İşinin erbabıydı yani. Yazık oldu dağ gibi
adama.
Nurten: Sırf sizin
kavgalarınızdan kurtulmak için gidip bununla evlendim.
Hans: Ya ich liebe dich. Ben
çok sevmek Nurten.
Saadet: Fena mı oldu. Kapağı
Avrupa’ya attın işte.
Nurten: Yaaa tabi tabi ne
demezsin.
Cevriye: Namazında niyazında
adamdı. Hiçbir ezanı kaçırmazdı.
Hilmiye: Camiye de çok yardım
yapmış.
Fikriye: Namazı da pek güzel
kılardı mübarek. (Herkes Fikriye’ye bakar.) Ben görmedim de görenler dediydi.
Saadet: Her şeyi çok güzel
yapardı aslanım her şeyi. Gitti yiğidim gitti.
Cevriye: Saadetçiğim hiç
unutmam bir keresinde anahtarı almadan kapıyı çekmiştim. Rahmetli balkondan
atlayıp açıverdiydi kapıyı bana.
Fikriye: Benim de bir keresinde
lavabonun giderini açtıydı. Tıkalı boruları ne güzel açardı. (Herkes Fikriye’ye
bakar.) Elinden her iş gelirdi yani.
Saadet: Herkesin derdine
dermandı Sadığım. Oyyy oyyy.
Ayten, Gülten ve Orhan
ellerinde çaylar ve ikramlarla içeri girerler.
Ayten: Açık olan kimindi?
Hilmiye: Benimdi Aytenciğim.
Demli içemiyorum çarpıntı yapıyor.
Gülten: Poğaçaları ortaya
koyuyorum buradan alırsınız. Şekeri de sehpaya koy Orhan.
Cevriye: Ben şeker almayayım,
doktor 3 beyazdan uzak dur dedi. O beyazlardan biri de şekermiş.
Fikriye: Rahmetli de hep
şekersiz içerdi.
Saadet: Ben istemiyorum. Ne
yiyecek ne de içecek halim var. İçim yanıyor içim.
Ayten: Anneciğim rolünü çok
büyütme istersen. Adam gitti diye bir göbek atmadığın kaldı çünkü.
Saadet: Bak densizin dediğine
bak.
Ayten: Yalan mı ya.
Hastaneden vefat haberini alır almaz, soluksuz hacca yazıldın sen.
Saadet: Ölmeseydi onunla
beraber gidecektik ama nasip olmadı işte.
Cevriye: Bizimki ölmeden önce 2
kere umreye gittik. Hacca gitmek bize de kısmet olmadı.
Fikriye: Kim bilir o ihram ne
de güzel yakışırdı rahmetliye. (Herkes Fikriye’ye bakar.) Kader işte.
Gülten: Orhancığım otur
istersen.
Orhan: Hani bir şey lazım
olur diye… Tamam oturayım.
Gülten: Seferihisar’daki
yazlığı kim alacak şimdi?
Ayten: Yazlığı mı?
Gülten: Ölüm hak miras helal
kızım. Herkes işine yarayan ne varsa alsın. Mesela sana kasap dükkanını
verelim. Nurtenler bankadaki parayı alsınlar. Anneme bu ev kalır, biz de
yazlığı alırız.
Saadet: Kızım adamın mezarı
soğumadı daha. Bu acele niye?
Gülten: Giden gitmiş anne,
hayat devam ediyor.
Saadet: İnsanlara ayıp be.
Millete reklam mı olalım, adamın kırkı çıkmadan mirasını kapıştılar diye.
Gülten: Orhan’la bizim en
büyük hayalimiz bir yazlık sahibi olmaktı. Öyle değil mi Orhan?
Orhan: Evet karıcığım öyle.
Nurten: Biz Almanya’dan tatile
gelince, oraya gidiyorduk hep. Yazlığı siz alırsanız, nereye gideriz biz?
Hans: Ya doğru söylemek
Nurten. Biz hep gitmek yazlık. Sadık baba hep çağırmak bizi.
Gülten: Sadık Bey çok uzaklara
gitmek Hans Efendi.
Hans: Nein biz hep yüzmek
Sadık vaterla.
Fikriye: Pek de güzel yüzermiş
rahmetli. (Herkes Fikriye’ye bakar.) Ben görmedim de komşular söylediydi.
Gülten: Siz de bankadaki
parayı alınca, Almanya’dan bir yazlık alırsınız kendinize.
Nurten: Aslında fena fikir
değil Almanya’daki yazlıklar buranın 3’te 1 fiyatına.
Hilmiye: Araba fiyatları da çok
ucuzmuş Almanya’da. İnsanlar 1 aylık maaşlarıyla 1 araba alıyorlarmış. Doğru
mu?
Nurten: Aynen, aynen. Mesela
geldiğimiz arabayı Hans’ın 1 aylık fazla mesaileriyle aldık.
Cevriye: Benim görümcemgiller
de Almanya’dalar. Her sene envani çeşit arabayla geliyorlar tatile.
Ayten: Ya bırakın bu
muhabbetleri. Bütün sene eşek gibi çalışıyorlar, buraya gelirken de mersoya
binip bize hava atıyorlar. Yalan mı enişte?
Hans: Ya. Doğru söylüyor
sen. Biz Almanyalılar çok çalışkan.
Nurten: Bankada kaç para var
acaba? Yetmezse üstüne kredi çekeriz.
Saadet: Bırakın şimdi hesap
kitap yapmayı, daha tebarekesi bitmedi adamın.
Cevriye: Helva karacak mısınız
Saadet?
Hilmiye: Lokma da dökmek lazım.
Sevaptır.
Fikriye: Lokmayı çok severdi
rahmetli. (Herkes Fikriye’ye bakar.) Görürdüm hep, mahallede lokma döküldü mü,
en önce o giderdi almaya.
Gülten: Orhan, bak komşuların
çayları bitti tazeleyiver hemen.
Orhan: Tamam karıcığım sen de
ister misin, dökeyim mi sana da.
Gülten: Çaydanlığı getir,
burada dök çayları, gidip gelme.
Orhan: Tamam karıcığım.
Hans: Bacınak bira var mı
bira? Ben istiyor bira içmek.
Nurten: Zıkkım iç. Sabahtan
başlıyorsun içmeye. Bütün gün 10 tane bira içiyorsun.
Hans: Siz nasıl su içiyor,
biz de bira içiyor. Bira bizim su demek.
Cevriye: Günah evladım günah.
Bira vücuduna da zararlı, kesene de. Bira içeceğine meyve suyu iç, gazoz iç.
Fikriye: Rahmetli de çok güzel
gazoz içerdi. (Herkes Fikriye’ye bakar.) Kasaba gidince görürdüm hep.
Ayten: Sen de kasaptan
çıkmamışsın be Fikriye abla. Her gün köfte mi yapıyordun evde?
Fikriye: Benim Kazım çok
severdi köfteyi. Her akşam 2 3 tane kızartır koyardım sofraya. O gittiğinden
beri doğru dürüst köfte yapmadım. Ben sucukçuyum.
Nurten: Allah’ı var, babamın
yaptığı sucuklar da 10 numaraydı. Biz Almanya’ya dönerken mutlaka 5 6 kilo
alırdık yanımıza.
Saadet: Yaptığı her şey çok
güzeldi aslanımın. Gitti yapayalnız bıraktı beni bu yaban ellerde.
Orhan girer, çayları
tazeler.
Hilmiye: Gülten poğaçalar pek
güzel olmuş vallahi. Eline sağlık.
Gülten: Ben yapmadım Hilmiye
abla Orhan’ın eseri onlar. Kocam diye söylemiyorum, eli pek lezzetlidir.
Orhan: Eh işte yapıyoruz bir
şeyler.
Gülten: Hilmiye abla, Orhan
bir patlıcanlı börek yapar, parmaklarını yersin yeminle. Burada da yap dedim
ama yetiştiremedi.
Orhan: Abartma ya. Ben de
işte elimden geldiğince bir şeyler yapmaya çalışıyorum.
Gülten: Rahmetli kaynanamın
eli çok lezzetliydi. Anasından el almış sanırsam.
Nurten: Bizim Hans da çok
güzel bira tabağı yapar. Patates, tavuk, sosis falan.
Ayten: Ona hiç şüphe yok.
Kapı çalar.
Saadet: Kim geldi acaba? Ayten
bir bakıver kızım kapıya. Sağ olsun eş dost akraba hiç yalnız bırakmadılar.
Cevriye: Çok normal Saadet,
sevilen insandı Sadık abi.
Hilmiye: Nerede bir cenaze olsa
Sadık abi kapatır dükkânı koştura koştura giderdi. Tabutu en önce o
sırtlanırdı.
Fikriye: Ne güzel tabut taşırdı
rahmetli. (Herkes Fikriye’ye bakar.) Necip abinin cenazesinde gördüydüm.
Ayten: (Nezaket ve Hamiyet’le
içeri girer.) Teyzemler gelmiş anne.
Saadet: (Ağıt yakarak) Oyyy
oyyy kardeşlerim gelmiş benim acımı paylaşmaya. Ciğerim yanıyor. Oyyy oyyy beni
bırakıp nerelere gittin yiğidim oyyy oyyy. Bak baldızların geldi seni
soruyorlar, ben ne diyim onlara oyyy oyyy.
Nezaket: (Ayten’e) Bu
bitiremedi mi hala ağıtlarını.
Hamiyet: Gören de sanır dünyası
yıkıldı.
Ayten: Aynen teyze ya. Sanki
can ciğer kuzu sarmasıydılar babamla.
Nezaket: Saadet topla artık
kendini. Bak kızların da kafasını şişirdin kaç gündür.
Cevriye: Öyle deme Nezaket çok
yıkıldı garibim.
Nezaket: Ne yıkılması be. Adam
bir an önce tekerlensin diye gözünün içine bakıyordu. Kına yakacağına oturmuş
ağıt yakıyor.
Hamiyet: Ölünün arkasından
konuşulmaz ama çok huysuzdu rahmetli.
Nezaket: Ben de hiç
hazzetmezdim.
Saadet: Ama o sizi çok
severdi. Baldızlarım da baldızlarım derdi.
Nezaket: Kim Sadık enişte mi?
Ayol biz geldik mi, pantolonunu yolda giyerdi kahveye kaçarken. Bizi çok
severmiş duy da inan.
Hamiyet: Arada sen varsın diye
yarım ağız bir selam verirdim o kadar. Yoksa yüzünü görmek istemezdim
eniştemin.
Fikriye: Öyle demeyin kızlar,
pek muhterem biriydi Sadık Efendi.
Nezaket: Muhterem mi? Mendebur
olmasın o?
Hilmiye: Ölünün arkasından öyle
kötü konuşulmaz. Günahı çok büyüktür.
Nezaket: Günahsa günah Allah’ın
bildiğini kuldan mı saklayacağım.
Ayten: Karnınız aç mı teyze,
Orhan eniştem poğaça yapmış çayla koyayım mı, yer misiniz?
Hamiyet: Bak işte enişte
dediğin Orhan gibi olacak. Hem efendi hem hamarat. Öyle değil mi Gülten?
Gülten: Davulun sesi uzaktan
hoş gelir teyze. Dışı seni yakar içi beni.
Orhan: Teessüf ederim Gülten,
neyim var benim?
Gülten: Bakmayın böyle hanım
hanımcık oturduğuna, ömrümü yedi bu benim. Ayol bir kurutma makinesi al diye
yalvarıyorum aylardır. Tık yok. Çamaşırları balkona asıp rezil ediyor beni
elaleme.
Orhan: Vallahi kalbimi
kırıyorsun Gülten. Bütçeyi biraz toplayım söz alacağım istediğin kurutma
makinesini.
Gülten: Tabi tabi. Kolye de
alıyordun sen. Millet (Nurten’i işaret eder) ayaklı kuyumcu dükkânı gibi
dolaşıyor, bizim parmağımızda kuru bir alyans.
Nurten: Kızım biz köle gibi
çalışıyoruz yaban ellerde. Sen naapıyorsun, kıçını yayıp basen büyütüyorsun.
Hans: Nurten doğru söylemek.
Biz orda çok çalışmak. Çok çalışmak, çok kazanmak.
Nurten: Tabi tabi.
Kazandığımız paranın yarısını da biraya yatırmak.
Hans: Nurten bitte. Bir
biram var. Neden bu kadar kızmak?
Nurten: Senin biraların
yüzünden çocuklara iphone alamıyoruz.
Hans: Nein nein ellerinde 18
var?
Nurten: 18 var ama 20’si çıktı
canım. Arkadaşları hep ezikliyormuş çocukları okulda.
Hans: Sadık babanın paralar
var, alırız çok telefon.
Nezaket: Oooo bakıyorum Sadık
beyin servetini paylaşmaya başlamışsınız.
Cevriye: Ölenle ölünmüyor
Nezaket kızım. Ne demiş atalarımız ölüm hak miras helal.
Hilmiye: Çok çalıştı rahmetli.
Çok çalıştı, çok kazandı. Kazandıklarını da hep kenara koydu çocukları için.
Fikriye: Çok bereketli parası
vardı rahmetlinin. (Herkes Fikriye’ye bakar.) Baksanıza yazlıklar, dükkanlar
falan.
Ayten: (Nezaket’e) Dükkânı
bana vereceklermiş teyze. Ben ne anlarım kasaplıktan. Evli olsam hadi kocam
geçsin başına çalıştırsın.
Hamiyet: Kızım önüne gelen
kısmetleri tepmeseydin, şimdi senin de (Önce Hans’ı gösterir vazgeçer Orhan’ı
gösterir.) Orhan gibi eli yüzü düzgün bir kocan olurdu, bakardınız işinize.
Fikriye: Hiç geç değil
Aytenciğim. Ben bile bu yaşta, söyle rahmetli baban gibi birini bulsam, bir
dakika beklemem evlenirim.
Cevriye: Ay ilahi Fikriye. Bu
saatten sonra evlenirsen, millet ağzını bırakır kıçıyla güler sana.
Fikriye: Öyle deme Cevriye.
Yalnızlık ne kadar zor bilirsin.
Saadet: Oyyy oyyy yalnız
bıraktın beni, bırakıp da gittin beni. Oyyy oyyy yiğidim oyyy aslanım. Ne
yapayım nerelere gideyim ben.
Nezaket: Herifi gönderdin tabi,
şimdi kendine kapı aramaya başladın.
Saadet: Çok severdi beni,
yanından hiç ayırmak istemezdi.
Nezaket: Kızım çok sevdiğinden
değil o, huysuzluğundan. Komşuya gitsen elli kere arardı, ne zaman geleceksin
diye.
Saadet: Haklısın aslında. Bir
yere gidecek oldum mu burnumdan getirirdi. Size bile salmak istemezdi.
Hamiyet: Ne huysuz adamdı be.
Ayten: Siz de ne gömdünüz
babamı ya. O kadar da kötülemeyin. Kızardım mızardım ama babamdı sonuçta.
Hilmiye: 52’sinde mevlit
okutacak mısınız Saadet?
Cevriye: Mevlit şart,
okutmazsan çenesi düşmezmiş meftanın.
Nurten: Bırakın böyle
hurafeleri ya. Hristiyanlar ne mevlit okutuyor ne de lokma döktürüyor. Onlara
ne olacak peki? Hans’ın babasını fırında yaktık mesela. Adam salonun ortasında
kavanozda duruyor.
Hans: O my god. Rahat uyu
fadır.
Orhan: Bacanak, baban kendi
mi istedi yanmayı?
Hans: Ya evet evet son istek
yaptı o.
Orhan: Bizimki de Rize’de
evin bahçesine gömülmek istedi ama izin alamadık bakanlıktan.
Cevriye: Ben bahçeye falan
gömülmek istemem vallah. Ne öyle yalnız yalnız. Mezarlık en güzeli,
arkadaşlarla beraber.
Ayten: Mezarlıkta gün falan
mı yapmayı düşünüyorsun Cevriye abla?
Cevriye: Yok be kızım insan tek
başına korkar falan.
Ayten: Ölüyorsun Cevriye
abla. Daha korkuncu ne olabilir ki?
Cevriye: Bizimki de avuntu be
kızım.
Nurten: Şimdi ne yapıyor acaba
babam?
Nezaket: Ne yapacak,
toplamıştır hurileri başına, vur patlasın çal oynasın.
Saadet: Yapmaz benim Sadığım
öyle şeyler. Namazında niyazında adamdı. Öyle huri muri işleri ona göre değil.
Cevriye: Çok namuslu insandı
Sadık Efendi.
Hilmiye: Gözünü harama
çevirmezdi.
Fikriye: Çevirmedi, çevirmedi.
(Herkes Fikriye’ye bakar.) Çevirmezdi yani.
Kapı çalar.
Saadet: Ayten bak bakalım kim
geldi. Kesin dayınlar gelmiştir. Kardeşlerimden Allah razı olsun hiç yalnız
bırakmadılar beni.
Hans: Remzi dayı çok seviyor
ben.
Nurten: Seversin tabi o da
senin gibi biracı çünkü.
Hans: Nuten taktın benim
bira. Bak içmiyor sabahtan beri.
Nurten: Akşama açığı
kapatırsın Hanscığım merak etme.
Ayten: (Canan, Ceren ve Kadir
arkasında gelir.) Anne bir kadın babamı soruyor.
Saadet: Gitti Sadığım gitti,
beni buralarda koyup da gitti.
Canan: Sadık Sadıkoğlu’nun
evi değil mi burası?
Ayten: Evet onun evi. Yalnız
babam geçen hafta vefat etti.
Canan: Haberim var. Biz de
onun için geldik zaten.
Saadet: Bir hafta oldu ama
ateşi ilk günkü gibi yanıyor böğrümde.
Nezaket: Siz neyi oluyorsunuz
Sadık eniştenin?
Gülten: Kesin babamın
tarafından bir akrabası. O tarafla pek haşır neşir değiliz tabi. Ben
çıkaramadım.
Nurten: Babamın yeğenlerinden
biri misiniz?
Canan: Yok ben babanızın…
Gülten: Faruk amcam Almanya’da
yaşıyordu. Kesin onun kızlarından biri.
Nurten: Onun kızı yok ki. 2
tane oğlu var.
Hamiyet: Kimlerdensin kızım?
Sadık beyin neyi oluyorsun?
Canan: Ben Sadığın…
Saadet: Tamam bildim
görümcemin kızı bu, Nesrin. Maşallah ne kadar büyümüşsün tanıyamadım vallah.
Canan: Hanımefendi benim adım
Canan. Kızımın adı da Ceren. Bu da avukatımız Kadir Bey. Ben Sadığın karısıyım.
Nezaket: Karısı mı? Kızım
şakanın sırası değil, görmüyor musun kadının halini?
Saadet: Ne karısı be. Onun bir
tek karısı var o da benim.
Canan: Ben imam nikahlı
karısıyım. 20 senedir birlikteyiz Sadık’la.
Saadet: 20 sene mi? Ay
komşular bana bir şeyler oluyor.
Ayten: Neler saçmalıyorsun
sen be? Babamın 1 karısı 3 tane de kızı var. Hepimiz de buradayız. Siz nereden
çıktınız?
Canan: Türkçe söylüyorum
anlamıyor musunuz? Ben Sadığın karısıyım, bu da kızı.
Cevriye: Bak sen Sadık
Efendiye.
Hilmiye: Biz de onu namuslu
biri bilirdik.
Fikriye: Ah Sadık ah. Bula bula
bunu mu buldun?
Canan: Sadık
vasiyetnamesinde, bu evi bana bıraktı. Yazlığı da kızımıza.
Gülten: Yazlık mı?
Hans: O şit gitti yazlık.
Saadet: Sadık, Sadık boyun
devrilsin Sadık.
Kadir: Biz veraset ilamını
çıkardık, tapu devirlerini de yaptık. En kısa sürede evi ve yazlığı boşaltmanız
gerekiyor.
Ceren: Anne gidip ablalarıma
sarılabilir miyim?
Canan: Ceren saçmalama. Ne
ablası?
Ceren: Bunlar Sadık babamın
kızları değil mi? Ablalarım olmuyorlar mı?
Canan: Kapa çeneni. En kısa
sürede evi ve yazlığı boşaltın, yoksa icra ile attırırım.
Gülten: Sen ne diyon be kadın?
Kimi nereden attırıyorsun?
Canan: Elimizde kapı gibi
tapularımız var hanım. Öyle değil mi Kadirciğim pardon Kadir beyciğim?
Kadir: 6098 sayılı borçlar
kanunun 351.maddesine göre gayrimenkulleri acilen tahliye etmeniz gerekiyor.
Ayten: (Avukata sorar.)
Vasiyette kasap dükkânı ile ilgili bir şey yok di mi?
Saadet: Sadıkkk, Sadıkkk boyun
devrilsin Sadık. Kemiklerin birbirine geçsin Sadık.
Hamiyet: Oldum olası
sevmemiştim bu Sadığı.
Canan: Ben onu bunu anlamam.
Bir hafta içinde boşaltın evimi.
Saadet: Vallahi ben yolucam bu
kadını.
Saadet ve Gülten
Canan’ın üzerine yürürler. Kadir onları engeller.
Kadir: Sakin olun hanımlar.
Kanun var nizam var.
Canan: Ömrümü verdim be
Sadığa.
Saadet: Terbiyesiz ahlaksız
seni.
Gülten: Edepsiz kadın. Babamı
kandırıp, mallarına çöktü.
Canan: Hadi oradan be. Ne
çökmesi, gönül rızasıyla verdi Sadık.
Saadet: Seni yılan seni. Kim
bilir ne oyunlar yaptın Sadığa?
Canan: Ne oyun yapacağım be.
Adam benimle yeniden doğmuş gibi oldu. Kadın olsaydın da tutsaydın adamı
elinde.
Saadet: Senin saçını başını
yolarım ben.
Gülten: Allah cezanı versin
senin.
Saadet ve Gülten
saldırılar, Kadir araya gider.
Canan: Ben onu bunu bilmem.
Bir hafta içinde boşaltınız boşaltınız. Yoksa koyarım kapının önüne. Öyle değil
mi Kadirciğim.
Kadir: Noterden ihtarname
çektik. Yarın elinizde olur.
Canan: Hadi gidelim. Yürü
kızım. 1 dakika daha duramam burada.
Ceren: İyi günler.
Canan: Saçmalama ne iyi
günleri?
Canan, Ceren ve Kadir
çıkarlar.
Ayten: Gel anne otur,
tansiyonun çıkacak şimdi.
Saadet: Vay başıma gelenler.
Gördünüz mü a dostlar, başımıza neler geldi neler?
Cevriye: Yazıklar olsun Sadık
efendiye.
Nezaket: Ben hep dedim zaten,
bu Sadık’ta bir işler var diye.
Hilmiye: Sadık beyden de hiç
beklemezdim valla.
Hamiyet: Karaman’ın koyunu
ölünce çıkar oyunu.
Fikriye: Bir şeye de benzese
bari.
Orhan: Hanımlar çayları
tazeleyim mi?
Gülten: Orhan Allah senin de
cezanı versin.
Saadet: Sadık Sadık Allah
cezanı versin Sadık. Boyun devrilsin Sadık. Cehennem çukurlarında kaynayasın
Sadık. Ay fena oluyorum ben. Tansiyonum çıkıyor, elim ayağım tutmuyor. Kalbim
sıkışıyor. Ay çok fenayım, kızlar ben de gidiyorum galiba. Sadık bekle beni
yanına geliyorum Sadıkkkk.

Yorumlar
Yorum Gönder